Mehmet Ufuk PEKER

Oluşturulan forum yanıtları

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #138359
    Mehmet Ufuk PEKER
    Katılımcı

    (yazının son bölümü ve kaynakçası eksik kalmış, editörer birleştrirse sevinirim) yaşatma hakkını nasıl kendimizde gördüğümüzü sorgulamalıyız. Canlı, nefes alan, üreyen, dolayısı ile acı çekmesi muhtemel bir varlığı sade ekonomik bir üretim materyali gibi görmemizi sorgulamalıyız. İnsanın kendine ve topluma karşı saygısını yeniden üretecek olan, doğaya ve diğer canlılara saygı duymasıdır.

     

    KAYNAKÇA

    UN 1978, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, UNESCO, Paris, 15 Ekim 1978

    EU 1991, 91/629/Eec Of 19 November 1991 Laying Down Minimum Standards For The Protection Of Calves Oj L 340

    EU 1999,  99/74/Ec Of 19 July 1999 Laying Down Minimum Standards For The Protection Of Laying Hens Oj L 203, 3.8.

    EU 2005, No 1/2005 Of 22 December 2004 On The Protection Of Animals During Transport And Related Operationsand Amending

    ÖZBEK M. 2010, 50 Soruda İnsanın Tarihöncesi Evrimi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 1. Baskı, İstanbul

    Ahmet A. ANTALYALI, Avrupa Birliği Ve Türkiye’de Hayvan Refahı Uygulamaları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Ankara, 2007

    GÜRLER AM, OSMANAĞAOĞLUŞ. 2009 Türkiye’de Hayvanları Koruma Kanununun Tarihsel Gelişimi, Kafkas Ünversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi, 15 (3), Sayfa: 325-330, Kars

    Osmanağaoğlu Ş. 2005, Hayvan hakları ile hayvan gönencinin ayrımı ve veteriner hekimin yeri. Türkiye’de Birinci Hayvan Refahı ve Veteriner Hekimliği Eğitim Konferansı, Ankara

    MELİKOĞLU B. 2009 Türkiye’de kurulan ilk hayvanları koruma derneğinin tarihsel gelişimi, Vet Hekim Der Dergisi, Sayı 80(1): Sayfa 37-44, Ankara

    DURAKOĞLU A. 2012 Volkan A.Y., Descartes ve Searle’de Zihin Problemi, Flsf Dergisi, Sayı 13, Sayfa 187-200, Ankara

    ŞEKEROĞLU A., SARICA M. 2005, Serbest Yetiştirme (Free-Range) Sisteminin Beyaz ve Kahverengi Yumurtacı Genotiplerin Yumurta Verim ve Kalitesine Etkisi, Tavukçuluk Araştırma Dergisi 6 (1), Sayfa 10-16,

    Duru M., Şahin A. 2004,Türkiye’de Sağlıklı ve Güvenli Hayvansal Üretimin Gerekliliği, Hayvansal Üretim Dergisi 45(1), Sayfa 36-41, İzmir

    ARSLAN H., NİSBET C., SARIPINAR, D., ÇENESİZ S., ÇENESİZ M., 2008, Sığırlarda Asetilmetiyonin, L-Karnitin, Vitamin E ve Vitamin B<sub>12 </sub>Kombinasyonunun Bazı Klinik, Hematolojik ve Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkisi, YYÜ Veteriner Fakültesi Dergisi, 19(1), Sayfa 9-14, Van

    ŞIMŞEK A., SARI F., ARTIK N. 2004, Selenyumun İnsan Beslenmesi ve Sağlığı Açısından Önemi. Anadolu Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi; Cilt.05 Sayı.2, Eskişehir

    #138323
    Mehmet Ufuk PEKER
    Katılımcı

    Hayvan Refahı üzerine yazdığım yazılardan ikincis. Organik Tarımın kurumsallaşması ve Uluslararası ticarette başarısını sağlayan, ilk organik tarım standardını oluşturan IFOAM’ın Hayvan Yetiştiriciliği alanındaki Brliği olan IAHA tarfından Türkiye ve Ortadoğuda organik hayvancılık konusundaki broşürün 4. başlığı olan ‘Animal Velfare in Turkey’ isimli makaledir.15-17. sayfalarda yayınlanmıştır.

    HAYVAN REFAHI VE TURKİYE –  Mehmet Ufuk PEKER

    İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü _Organik Tarım Birimi

    <span class=”file”> March 2015 Newsletter – Middle East & Turkey</span>

    Canlıların doğada varlıklarını sürdürebilmeleri ve yaygınlaşmaları gıda ihtiyaçlarını karşılamaları ile doğrudan ilişkilidir. Kıtlık dönemlerinde canlılar metabolizmalarını yavaşlatmak, göç etmek, diyetlerini değiştirmek gibi davranış biçimleri geliştirmektedir. Arkeolojik bulgular insanların da Neolitik çağa kadar benzer şekilde yaşayışa sahip olduklarını gösterir. Ancak bundan dokuz bin yıl kadar önce bu durum değişmeye başlamıştır. Neolitik Çağ adı verilen bu dönemde insan nüfusu hızla artmaya başlar (2. Demografik Devrim). İnsanın çeşitli aletler yapıp kullanmaya başladığı dönemden itibaren ikinci demografik devrim Neolitik çağda ortaya çıkmıştır. İki milyon yılda, alet kullanabilen insan (Birinci Demografik Devrim) bir kaç milyon nüfusa sahipken, Miladi takvimin başlangıç yılında, yalnızca sekiz bin yılda nüfus yüz milyon civarına ulaşmıştır.

    İnsanlar ile hayvanlar arasındaki ilişkinin Neolitik çağdan önce başladığı düşünülmektedir. Bu ilişkinin ürünlerinden yararlanılan (et, süt, yün, deri) otçul sürü hayvanlarının diğer vahşi hayvanlardan korunması ile başlamıştır. Giderek bu hayvanların diğer hayvanlarla su ve otlak rekabetinden de korunmaya başladığına dair bulgular vardır. Ancak bitkilerin üretiminden sonra insanın hayvan beslenmesinde de ürettiği bitkisel ürünleri kullanmaya başladığı ve barınak, çit gibi tedbirlerle hem koruma, hem de kontrol altında tutma konusunda aşama kaydettiği, yani hayvansal üretimin gerçek anlamda başladığı dönem yine neolitik çağ olmuştur.

    Arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara bakılırsa, zamanımızdan aşağı yukarı 11.000 yıl öncesinde insanoğlu sütü, eti ve postundan her an kolayca yararlanabileceği hayvanları evcilleştirmeye başlamıştı. İnsan sadece sığır, domuz, koyun, köpek ve keçi gibi hayvanları değil aynı zamanda tavuk, ördek, kaz gibi kümes hayvanlarını da bu dönemde evcilleştirdi. (Özbek 2010; Sayfa -80)

    Neolitik çağda yaşanan bu önemli gelişmelerden sonra İnsanlık tarım ve hayvancılık konusunda uzun süre daha yavaş bir gelişme kaydetti. Tarım insanların çok zor koşullarda ve kısıtlı olanakların olduğu bölgelerde bile yaşayabilmesinin önünü açtı. Damızlık hayvanların seçiminden, ihtiyaç duyulan barınak özellikleri ve kullanılan alet ekipmana kadar her şeyin gelişimi geleneksel olarak aile içi aktarımlar ve yerel bilgi birikimiyle sınırlıydı. Göçler, savaşlar ve ticari ilişkilerle farklı toplumlardaki gelişmeler sınırlı şekilde birbirlerine aktarılabiliyordu.

    Avrupa’da Rönesans dönemi ve Fransız devrimi ile feodalizmin yıkılması ile sanatın ve bilimin her alanında önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler sanayi devriminin önünü açacaktı. İnsan refahının önem kazanması, bilgiye erişimin kolaylaşması ve sıradan halkın yönetime katılma hakkını talep etmeye başlaması ile birlikte Avrupa’da başlayan ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmeler daha önce görülmemiş bir demografik devrimi gündeme getirdi. İki milyon yıllık insanlık tarihinde insan nüfusu 20. Yüzyılın başlarında bir milyar eşiğine ancak gelebilmişken 21. yüzyılın başlarında sekiz milyar civarına ulaşmıştır. Böylesi hızla artan nüfusun beslenmesi bitki ve hayvanların doğal potansiyellerinin üstünde üretime zorlanmalarıyla mümkün olabilecektir.

    İnsanın 2 milyon yıllık refah arayışının son yüzyılda insanı getirdiği nokta, insanın doğaya üstünlük kurduğuna ilişkin bir kanıyı birlikte getirdi. Öyle ki insan yaşamak için doğaya ihtiyacı yoktu. Doğa artık İnsanın çevresinden ibaretti. İnsan çevresini dilediği gibi şekillendirebilirdi. Artan insan nüfusunun artan ihtiyaçları karşısında “minimum maliyet, maksimum verim, yüksek kâr” yasası gereği hayvanlar daha küçük alanlarda, asgari ihtiyaçlarını karşılamayan koşullarda ve daha fazla verimi en az maliyetle sağlayabilecek düşük kalitede yemlerle beslenmeye başladı.

    Hayatının büyük bir kısmını bir kafeste yürümeden, kanat çırpmadan geçiren tavuklar; gün de 20 saatlerini bir padokta bağlı olarak geçiren, günde üç dört saat ahırlarının belki iki katı kadar bir yere havalandırmaya çıkarılan sığırlar… Adeta hayvanların birer canlı olduğu unutulmuştu. Hayvanlar birer makine gibi görülüyordu. Hayvanların birer canlı olduğunu gören, çektikleri acıyı, sıkıntıyı hisseden bazı insanların vicdanlarını derinden etkilemeye başladı.

    Hayvan Refahı Kavramının Gelişimi

    Orta Çağ Avrupa’sında Skolastik düşünce hayvanları ruhu, aklı ve zekası olmayan her tür davranışını içgüdüleri ile gerçekleştiren varlıklar olarak görmektedir. Bunun sonucu hayvanların acı çekebileceğine ilişkin görüşler yadırganıyordu. 17. Yüzyılda modern felsefenin kurucularından Descartes dahi hayvanların birer makineden farksız olduğu inancındaydı. Bunun sonucu olarak hayvan hakları Avrupa için tartışılır bir konu olmamıştı. Hayvanlara yapılan eziyete ilişkin ancak Rönesans döneminde tartışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunun sonucunda insan haklarının aksine hayvan haklarına ilişkin faaliyetler Avrupa’da daha ağır gelişmiştir. (Durakoğlu; Ay, Sayfa 192)

    1822 yılında İngiltere’de Hayvanları Koruma Birliğinin kuruluşu ile birlikte, Avrupa’da modern anlamda ilk hayvan hakları ve hayvan koruma hareketinin başladığı kabul edilmektedir.  Hayvan refahına ilişkin hareketler bu Birliğin çalışmaları ile gelişmeye ve Dünyaya yayılmaya başlamıştır. (Osmanağaoğlu-2005)

    Hayvan hakları ve hayvan refahı hedefine yönelik ilk resmi adımlar 1900’lerin ortalarında atılmaya başlar. Dünya’da ilk kez Danimarka 1950 yılından hayvan haklarını yasal güvence altına almıştır. (Danimarka – Hayvanları Koruma Yasası) Ruth Harisson’ın  “Animal Machines,” isimli eserinin 1964 yılında yayınlanmasının ardından ilk kez İngiltere’de 1967 yılında yayınlanan çiftlik hayvanlarının refahına ilişkin “Bambel Raporu” ile hayvan refahı kavramı resmiyet kazanmıştır. 15 Ekim 1978 tarihinde UNESCO tarafından Paris’te açıklan “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi” hayvan refahının temel unsurlarını ortaya koymaktadır. Konu hakkındaki ilk Uluslar arası belge olması nedeniyle de önemlidir.

    Türkiye’de Hayvan Refahı

    Aslında tarihte hayvanlara kötü davranılmaması, kesim sırasında acı çektirilmemesi, aşırı yük taşıtılmaması gibi konularda oluşturulmuş kurallar her zaman var olmuştur. Osmanlı devletinde de bu tür buyruklar yayınlanmış, hayvan avının kesinlikle yasak olduğu, hayvanların su ve barınma ihtiyaçlarına ilişkin korular oluşturulmuş, sokak hayvanları için vakıflar kurulmuş, besin ve su ihtiyaçları karşılanmıştır. Anadolu’da sokak hayvanları, kuşlar ve vahşi hayvanlar için çeşmeler ve su yalakları yaptırılmıştır. (Gürler, Osmanağaoğlu-2012)

    Ancak İstanbul’da sokak hayvanlarının sorun oluşturmaya başladığı tarihlerde Osmanlı’da sokak hayvanların şehirden sürgün edilmesine yönelik tedbirler alınması gündeme gelmiştir. Hayvanlara yapılan kötü muamele karşısında ülkedeki hayvan hakları konusundaki ilk sivil girişim olan Himaye-i Hayvanat Cemiyeti 4 Ekim 1912 tarihinde kurulmuştur. Sokak hayvanlarına yapılan kıyımı önlemek isteyen Osmanlı vatandaşları tarafından kurulan Dernek etkin bir mücadele ile sokak hayvanlarının itlafına ilişkin uygulamaları durdurmayı başarmıştır. Bu Dernek Cumhuriyet’in ilanından sonra Türkiye Hayvanları Koruma Derneği adı altında İstanbul Merkezli ve çeşitli illerde şubeleri olan bir dernek olarak yeniden yapılanmıştır. (Melikoğlu-2009)

    Cumhuriyet döneminde, 1926 yılında kabul edilen 904 sayılı “Hayvan Islahı Kanunu” hayvansal üretim ve veterinerlik uygulamalarına ilişkin olup, hayvanlara yönelik suçlar ceza yasası kapsamında değerlendirilmiştir. 765 sayılı eski Türk Ceza Kanununun 521’inci maddesinde “Her kim, bila mucip başkasına ait olan bir hayvanı öldürürse veya işe yaramayacak hale koyarsa sahibinin şikayeti üzerine dört aya kadar hapis ve yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur” ve577’nci maddede “Bir kimse hayvanlara karşı insafsızca hareket eder veya lüzumsuz yere yaralar veya aşikar surette haddinden fazla yorulacak derecede zorlarsa binsekizyüz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur” hükümleri bulunmaktadır. Bu maddeler değişen ihtiyaçlara göre hayvanlara yönelik cinsel istismar ve bilişim suçlarını da kapsar hale getirilerek değişen ceza kanunlarında korunmuştur. (Gürler, Osmanağaoğlu-2012)

    Türkiye hayvanların korunması konusunda mevzuatla ilgili gelişmeler şöyle sıralanabilir;

    125 No’lu Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesini 18 Kasım 1999 tarihinde imzalamış, 28 Kasım 2003 tarihinde ise onaylamıştır.

    123 No’lu Deney ve Diğer Bilimsel Amaçlarla Kullanılan Omurgalıların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ni 5 Eylül 1986 tarihinde imzalamıştır.

    87 No’lu Yetiştirme Amaçlarıyla Muhafaza Edilen Hayvanların Korunması Hakkındaki Avrupa Sözleşmesi’ni 6 Haziran 2007 tarihinde imzalamıştır.

    65 No’lu Hayvanların Uluslararası Taşıma Sırasında Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ve 103 sayılı Ek Protokolüne sırasıyla 19 Aralık 1975 ve 19 Mayıs 1989 tarihlerinde onaylamıştır.

    102 nolu Kesim Sırasında Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi, 17 Eylül 2007 tarihinde imzalamıştır.

    Bitkisel  ve  Hayvansal  Ürünlerin  Ekolojik Metodlarla  Üretilmesine  İlişkin  Yönetmelik, 18.12.1994-22145 Resmi Gazete

    5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu. 01/07/2004 Tarih ve 25509 Sayılı Resmi Gazete

    5262 Sayılı Organik Tarım Kanunu. 03/12/2004 Tarih ve 25659 Sayılı Resmi Gazete

    Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik. 10/06/2005 Tarih ve 25841 Sayılı Resmi Gazete

    5996 No’lu Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu. 13/06/2010 Tarih ve 27610 Sayılı Resmi Gazete

    Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığı Taşra Teşkilatının, Görevleri, Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Yönerge, 18.02.2014 Tarih ve 13805938/MEV-2011-129-55 Sayılı Bakanlık Oluru

    Çiftlik Hayvanlarının Refahına İlişkin Yönetmelik.23/12/2011 Tarih ve 28151 Sayılı Resmi Gazete

    Yurt İçinde Canlı Hayvan ve Hayvansal Ürünlerin Nakilleri Hakkında Yönetmelik. 17/12/2011 Tarih ve 28145 Sayılı Resmi Gazete

    Hayvanların Nakilleri Sırasında Refahı ve Korunması Yönetmeliği. 24/12/2011 Tarih ve 28152 Sayılı Resmi Gazete.

    Hayvan Hastalıkları İle Mücadele Ve Hayvan Hareketleri Kontrolü Genelgesi. Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda Ve Kontrol Genel Müdürlüğü 02/01/2012 Tarih ve 001 Sayılı Genelge.

    İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik 07.12.2010 Tarihi ve 27778 Sayılı  Resmi Gazete

    27778

    Ülkemizde hayvan refahı tartışmaları Organik Tarıma ilişkin yasal düzenlemelerin tartışılmaya başladığı 1990’lı yıllarda ülkemizde kabul görmeye başlamıştır. Buna karşın ilk kez 1995 yılında yayınlanan “Bitkisel  Ve  Hayvansal  Ürünlerin  Ekolojik Metodlarla  Üretilmesine İlişkin Yönetmelik”te hayvan refahına ilişkin bir atıfta bulunulmamıştır.

    Avrupa Birliği Mevzuatı ile uyum çalışmaları hayvan refahı konusunda ilk adımların atılmasını sağlamıştır. Hayvan refahı kavramına atıfta bulunan ilk yasal düzenlemeler 2004 yılında çıkarılan 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve 5262 sayılı Organik Tarım Kanunudur. 2005 yılında yayınlanan Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’te hayvan refahına ilişkin düzenlemeler dikkate alınmışsa da doğrudan hayvan refahı kavramı tanımlanmamaktadır. 2010 yılında revize edilen yönetmelikte ise hayvan refahı özel olarak vurgulanmıştır.

    2011 yılında yeniden yapılanan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yetki ve sorumluluk alanına ilişkin yasal düzenleme olarak yürürlüğe giren 5996 No’lu Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu, hayvan refahına ilişkin düzenlemelerin alt yapısını da oluşturmaktadır Bu kanun ve daha sonra yürürlüğe giren; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Taşra Teşkilatının, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönerge ile Hayvan Refahı ile ilgili çalışmalar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görev alanına dahil edilmiştir. 2011 yılında ise hayvan refahına ilişkin düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.

    Hayvan Refahı Kavramının Tanımı

    Refah aslında net ve ortak tanımı yapılmamış bir kavramdır. Refah kavramı insanlar için kullanılan, bir kavram olarak, ekonomik ve sosyal ihtiyaçların giderilmesi, huzur, güven ve mutluluk gibi kavramlarla açıklanmıştır. İnsan refahı toplumun ekonomik seviyesi, sosyal koşulları ve kültürel özellikleri ile yakından ilişkilidir. İnsan refahının tanımı bu nedenle oldukça zordur. Tüm bu zorluklara rağmen; İnsanın yaşadığı toplumsal koşullara uygun olarak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayabilecek olanakların sağlanması ve güvence altına alınması yoluyla bireylerin huzur ve mutluluğunun artırılması tanımını oluşturmamız mümkündür.

    Hayvan refahı ise esaret altında yaşayan, üretimde kullanılan, insanlar için maddi veya manevi değeri olan işlevler yerine getiren veya insanlarla aynı ortamı paylaşan tüm hayvanlar için ön görülmüş bir kavramdır. Hayvan mutluluğu, Hayvanın ihtiyaçlarının doğal yaşamına uygun bir şekilde karşılanması, hayvanın doğal davranışlarına uygun koşular ve barınakların sağlanmasına ilişkin bir kavramdır. Hayvan Refahını; Üretim, yük taşıma, gösteri, deney vb. nedenlerle insana bağlı olarak yaşayan evcil ve sokak hayvanlarının doğal yaşam biçimleri ve özgün davranışlarına uygun koşullarda ve hayvanın fizyolojik, biyolojik ve psikolojik bütünlüğünü bozmadan beslenme, dinlenme, egsersiz gibi ihtiyaçlarının karşılanması; Üretim faaliyetlerinin hayvanın sağlığını bozmayacak, hareketlerini kısıtlamayacak şekilde gerçekleştirilmesini sağlaması olarak tanımlanabilir.

    Hayvan refahı açısından en geniş olanakları sağlayan üretim biçimi olarak organik tarımda hayvanların barınaklarının kapalı alanları dışında hem hayvan ihtiyaçları, hem de nitrat kirliliğini önleyecek şekilde gezinti alanlarının yeterli genişlikte olması da gereklidir. Hayvanların serbest sistem, toprakla temasını önlemeyen, korunaklı, kolay temizlenebilir, havalandırma olanakları yeterli, folluk, tünek, egzersiz rampaları gibi hayvanların özgün ihtiyaçlarını karşılayabilecek donanımları barındıracak şekilde hazırlanması gerekir. Organik tarım mevzuatına uygun ve temiz yem ile içme suyu niteliğindeki suya; ruminantların (sığır, koyun, keçi) çayır – meralara ulaşımın kolay olması, ter bezleri olmayan kanatlılar için gezinti alanlarında gölgeliklerin yapılması gibi önlemlerin alınması zorunludur.

    Hayvan Refahının Hayvansal Üretime Etkileri

    Hayvan refahı dikkate alınmadan yapılan hayvancılıkta hayvan başı üretim ve ürün kalitesi kesin olarak düşmektedir. Ancak sıkışıklık gibi nedenlerle metre kare hesabı üretimin arttığı, ancak kalite değerlerinin kesinlikle düştüğü söylenebilir. Hayvan hastalıkları ile mücadelenin zorlaşması da yine hayvansal ürünler açısından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır.

    Hayvanların doğalarına aykırı koşullarda yaşamasının sağlıklarını bozduğu, hayvansal ürünlerde sorunlara yol açtığına ilişkin çalışmaların yoğunlaştığı görülmektedir. Et, süt ve yumurtada karşılaşılan antibiyotik, stres sonucu hayvanların bağışıklık sisteminin gerilemesi hatta çökmesi ile ilişkilidir. Doğalarına aykırı koşullarda, egzersiz yapmadan fazla üretime zorlanan hayvanlarda ortaya çıkan stres hayvan sağlığını bozmaktadır. Sıkışık ortamda hastalıkların bulaşma riski arttığından, antibiyotikler yem katkı maddesi gibi hayvanlara sürekli verilmektedir. Antibiyotikli ürünlerle beslenmek insanlarda sağlık sorunları yaratır. Aynı zamanda insan vücudundaki hastalık etmenlerinin antibiyotiklere dayanıklılık kazanmasının önünü de açar. (Duru, Şahin-2004)

    Stres sonucu hayvanların ürünlerinde sağlıklı besin maddelerine olumsuz etkilerde bulunduğuna ilişkin bulgular vardır. Hayvanların stresle başa çıkmak için ürettiği hormon ve enzimlerin de ürünlerine geçtiği ve bu insan sağlığı açısından risk oluşturduğuna ilişkin çalışmalar da mevcuttur. (Handan H. ARSLAN ve arkadaşları)

    Yumurta üretimi açısından kafes ve serbest yetiştirme sistemlerini karşılaştıran çalışmalarda serbest sistemde yetişen tavuklarda E, A, B<sub>12</sub> vitamini, omega-3 yağ asidi gibi yumurta kalitesini olumlu etkileyen maddelerin arttığını, hastalık ve ölüm oranlarının azaldığına ilişkin bulgular vardır. (Şekeroğlu, Sarıca-2005)

    Toprakla doğrudan temas etmeyen, doğal beslenme olanaklarından yararlanamayan hayvanlardan elde edilen ürünlerde selenyum ve çinko gibi bazı maddelerin eksik olduğuna dair bulgular da dikkat çekmektedir. Son dönemde ülkemizde ticari olarak satışa sunulan ‘selenyumlu yumurta’ bu konuda önemli bir göstergedir. Selenyum bağışıklık sistemini güçlendiren, sakinleştirici etkisi bulunan bir madde olarak bilinmektedir. Hamile beslenmesinde ve çocuklarda görülen zihinsel sağlık sorunlarının önlenmesinde önem taşımaktadır. Ayrıca çağımızın vebası olarak bilinen AIDS’i, yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan kataraktı ve bazı virüslerin (grip) toksititesini, birçok kanser tipini, yaşlanmayı, kan pıhtılaşmasını, hipertansiyonu, kalp hastalıklarını, romatizmal ağrıları, guatrı, astımı, şeker hastalığını ve artriti önlediği belirtilmektedir. (Şimşek A. ve Ark. 2004)

    Uygulamada Hayvan Refahı

    Hayvan refahı konusunda mevzuattaki gelişmeler içerik bakımından umut verici olsa da, uygulamaya yönelik sorunların tam olarak giderilmesi zaman alacak gibi görünmektedir. Hayvan Refahı uygulamalarında en büyük problemler izlenebilirlik, alışkanlıklar ve işletme büyüklükleri ile ilgilidir.

    İzlenebilirliğin sağlanmasında kayıt ve numaralama önemlidir. İşletme numarası, işletme kaydı, kulak küpesi ve numaraları önemlidir. Bu sistemle kayıtlandırılan işletme ve hayvanlar Hayvancılık Bilgi Sistemi, Arıcılık Kayıt Sistemi, e-ıslah, Süt kayıt Sistemi, Kırmızı Kayıt Sistemi, Süt Kayıt Sistemi, Kırmızı Et Kayıt Sistemi, Koyun Keçi Bilgi Sistemi ile kayıt altına alınmaktadır. Ayrıca Organik tarımda (OTBİS-Organik Tarım Bilgi Sistemi) ve iyi tarım uygulamaları da kendi sistemleri içerisindeki hayvanları takip etmektedir.

    Hayvanların beslendiği işletme, tabii tutuldukları uygulamalar, doğum bilgileri, hastalık ve veterinerlik uygulamaları, satış ve nakilleri, ölüm ve kesimlerine ilişkin bütün bilgiler bu kayıt sistemleri ile takip edilmektedir. Hayvanların soy kütüğü takip altında tutularak üretici elinde hayvan ıslahı ve hayvan gen kaynakları da izlenmektedir.

    İşletme ruhsatı verilirken hayvan barınaklarının, kullanma suyunun, atık kontrolünün ve diğer işletme olanaklarının hayvan refahı açısından uygunluğu denetlenmektedir. Hayvan nakillerinde İl ve İlçe Gıda Tarım Hayvancılık Müdürlüklerine bildirim yapılır. Hayvanların sağlık muayenesi ve aracın uygunluğuna bakılarak bir belge düzenlenir. Kesim belgesi olmayan hayvanların kesimine izin verilmez. Kulak küpesi ve kaydı olmayan hayvanların kesimi ve ürünlerinin satışı yasaktır.

    Türkiye’de en büyük problemlerden biri alışkanlıklardır. Toplumun alışkanlık haline getirdiği davranış biçimlerinden kopması zor olmaktadır.  Bu durumda denetim mekanizmaları önem kazanmaktadır. Özellikle mezbaha, hayvan pazarı gibi yerlere yönelik sıkı denetimler ve yol kontrolleri sayesinde olumlu değişimler yaşandığı gözlenmektedir.

    Hayvan Refahında çözümü en zor olan konulardan biri her halde işletme büyüklükleridir. Çok büyük işletmeler yeni yatırımlarda zorlanmazken, eski yatırımları için ayrıcalıklar talep etmektedir.  Orta ölçekli işletmeler ise sermaye olanakları yönünden uyumda zorlanmaktadır. Türkiye’de sayıları giderek azalsa da büyük oranda küçük işletmelerin varlığı dikkate alınmalıdır. Kayıtlı olsalar da takipleri zordur. Hayvan refahına ilişkin istenmeyen uygulamaların en çok yaşanma ihtimalinin olduğu işletme tipidir.

    Sonuç Olarak;

    Sorunun kaynağında siyasal değil ekonomik ve sosyal sorunlar yatmaktadır. Hayvan refahının güvence altına alınması açısından; Hayvan refahı uygulamalarına yönelik destek çıkarılması ve küçük işletmelerin kooperatif, birlik gibi örgütlerin çatıları altında ve iç denetim mekanizmalarıyla hayvansal üretim yapmalarının sağlanması önerilebilir. İnsanların bir arada yaşadıkları, ürünlerinden yararlandıkları hayvanlara saygı duymalarını sağlamak çözüm için en önemli adım olacaktır.

    İnsan hayvan refahının ahlaki ve vicdani yönünü tekrar hatırlamalıdır. Her türlü ürünlerinden yararlandığımız hayvanlar kendini savunma olanağından yoksundur. Tamamen esaret koşullarında yaşamını sürdüren, yaşamını sonlandırma hakkını kendimizde görebildiğimiz, yaşamını sürdürmek, üremek üzere ürettiği ürünlere el koyduğumuz canlıları, adeta cezalandırır gibi olumsuz koşullarda

    #138242
    Mehmet Ufuk PEKER
    Katılımcı

    Denetim bir çözüm mekanizması değildir genelde… Problemin kökeninde maddi değerler uğruna feda edilen etik değerler var… Vicdan var. Denetim mekanizması çok caydırıcı olmuyor. Düşünürseniz İzmir gibi bir ilde hayvan yetiştiriciliği, nakliyesi, kesimi, yem üretim ve satışı üzerine çalışan binlerce işletme var. Yüzlerce evcil hayvan dükkanları (petşop), veteriner klinkleri var. Örneğin günlük 100.000’in üstünde kesim yapan tavukçuluk işletmeleri haftanın altı günü kesim yapabiliyor.. Bu tablonun tümünü birleştirdiğinizde rasyonel denim sağlamak için kaç kişi istihdam edeceksiniz. İzmir’de bir da at yarışlarıyla ilgili çalışanlar olduğunu düşünün. aynı veterinerlerin programlı aşı ve şarbon, kuduz gibi hastalıklarla ilgili karantina çalışmalarında görevlendirilebildiğini düşünün.

    Temel denetim unsuru vicdandır Ülkemizde dindarlık vicdanın yerine konulmuş durumda. Dinde ‘DUA’ kültürü vardır. Yaptığının bağışlanma ihtimali bile her türlü göz ardı uygulamanın önünü açabilir. Patronu kandırabilir, Allah’a dua edebilir, Hukukun ardından dolanabilir, eşinize şirinlik yapabilirsiniz. Ama kendinize bunlar işlemez. Vicdan hesabın kişinin kendisine verildiği bir durumdur. İnsan kendisini bağışlama gücüne sahip değildir. O nedenle en önemli denetim vicdani denetimdir.

    Bir de bilinçli tüketicinin gücü hafife alınmamalıdır. Bilinçli tüketicinin bir işletmeye güveni zedelendim onu ticari olarak kazanmak zordur.. Denetim önemli ama yeterli değil. Denetim eksik ve yanlışların düzeltilmesinin yanında  cezai işlemler açısından da caydırıcı olabilir. Tabi cezai işlem miktarlarında işletme büyüklükleri temel alınsaydı iyi olurdu. Bir pazarcıyla süper market zincirine aynı ceza verilince dengesizlik oluyor. Yada hayvansal üretimde üç beş hayvanı olan bir aile işletmesiyle devasa büyüklükteki kurumsal bir işletmeye verilen cezaların aynı olması sıkıntılı bir durum.

    #138109
    Mehmet Ufuk PEKER
    Katılımcı

    Aslında ilk yazıılarımdan başladım. Bundan sonra IFOAM trafından hazırlanan ‘Türkiye ve Ortadoğuda Organik Hayvan  Yetiştiriciliği’ konulu 5 nolu bültende için Türkiye’de Hayvan Refahı konusunda bir araştırma yaptım ‘Animal Welfare in Turkey’ isimli makaleyi hazırladım. İşletmelerin büyklklerine göre hayvan refahına ilişkin beklenti, talep ve  uygulamaya ilişkin de bir şeyler söylemeye çalıştım. Daha sonra Dünya Gıda dergisi ve Apelasyon e-dergide bu konuda bir kaç yazı yayınladım. En sonuncusu da ‘Beyaz et ne kadar beyaz’ isimli yazı oldu.

    Hayan refahında son dönemde makyaj uygulamaların arttığına dair bir görüşüm var. Ancak pratikte bu alanda çalışmadığım için gözlemden çok duyumlarla ilişkili ve bu nedenle bilimsel olarak bunları açıklamak doğru gelmiyor.

    Bakanlık kriterler, kayıt sstemleri ve veteriner denetimleri üzerinden hayvan refahı uygulamalarını izlemeye çalışıyor. Eğitimli eleman çalıştırılması, sorumlu yöneticilik, danışmanlık vb. ile uygulamaların başarı şansını arttırmak istiyor.

    Ancak, bir çalışana 1.500 TL’nin altında bir ücret veriyorsanız ondan hayvan refahı konusunda duyarlılık beklemek zor. Eğer işletmenizdeki hayvan varlığına ilişkin faaliyetleri yürütmeye yetecek sayıda personel yoksa, bu personelin koşuşturmaktan vakti kalmayacağından, hayvan refahına özen göstermsii beklenemez.

    Yapıların uygunluğu tartışmalıdır. Mutlaka bir barınakta olması gereken hayvan sayısına ilişkin kısıtlamalar getirilmelidir. 100.000  pilici bir araya koyarsanız kuş gribi gibi rahatsızlıkların sıkça görülmesi önlenemez. Hayvanların toprakla temas etmesine izin verilmelidir. Egzersiz yapabilecekleri gezinti alanları olmalıdır. zenginleştirilmiş kafeslerde dahi kanatlı yetiştiricliğine izin verilmemelidir. Hayvan kanadını istediği zaman çırpabilmelidir.. Eşinme için toprağa ulaşabilmelidir.

    Küçük işletmelerde hayvan refahı biraz eğitim, biraz vicdan, biraz da ekonomik durumla ilgili. Çünkü dentimin en zor lduğu işletme gruubu. Bence küçük işletelere kooperatifleşme zorunluluğu getirilmeli,. Hayvan refahına uygun çok ahırlı, otomasyon sistemli ortak işletmeler kurulabilir. Hem iç denetim sağğlanır. Hem hayvanların eğitimli bakıcıları olur. Sağım kayıpları azlır. Hayvan tanıma, sağım takibi gibi yöntemlerle hayvanlara uygun rasyon hazırlanabilir.Soğuk tanklara doğrudan sağım yapılarak süttek mikrooranzma oranı azaltılabilir.vb.

    Tüm bunların yanında özelleştirilen yem fabrikaları, süt fabrikaları, daha yaygın bir et va balık kurumu yanında hayvan yün ve kıllarını değerlendirecek bir Sümerbank üretimi destekleseydi, süt üretiminde birinci sıraya yerleşmezdi. Et ve sütün fiyatı bu hale gelezdi. bu kuruluşlar üretimde hayvan refahı için gerekli tedbirlerin alınmasına katkıda bulunurdu.

    Özzet ve kabaca adurum budur.

    #137651
    Mehmet Ufuk PEKER
    Katılımcı

    Ben yanıtlayım bari.

    1- İlk Yeşil devrim kitapçığı 1940 yılında yayınlandı. 1970’li yıllarda da yenileri yayınlandı.

    2- 1990’lardan bu yana Avrupa’da organik tarım % 2’lerden % 20’lere, yanlış değilsem Almanya’da % 50’lere yükseldi.

    3- Organik Tarımda tam olarak bitki kendi potansiyelini gösterir. Konvansiyonel üretim kadar üretim yapılabilir. Ama belki bitki potansiyelinin zorlanması sonucu (aşırı nitrat kullanımı, topraksiz tarım vb.) elde edilen ve maalesef ki sağlıklı olmayan ürünlerin üretim seviyesini yakalayamayabliriz. Çünkü Aşırı azot verilmesi sonucu bitkinin yenebilir kısımlarının aşırı sert olmasına, esnekliğini yitirmesine neden olduğu gibi, azot bazı minerallerin ve kollaidal maddlerin oransal olarak azalmasına neden olur. Bitkide bu durumda bazı bileşikler oluşamaz. Ve bitkiden belenen yarar elde edilemez.

    Topraksız tarımda ürüne verilen besin maddeler toplam 26 mineral maddeden oluşur. Bitki kökleri yayılamadığından organik nadde ve kollaiadal maddeleri almakta zorlanır. Direk suda erimiş hazır besini kullanmak durumundadır. Dolayısı ile bu durum da risklidir.

    4- Toprak canlı ve ekolojik bir materyaldir. Toprağın 25-30 cm’lik kısmı ekolojik olarak canlıdır.bu toprağın yapısı ve flora özellikleri sayesinde 40 cm’lik derinliğe ulaşabilir. Canlı bir toprakta tarım yapıldığında, bitkiler topraktaki  besin maddelerinden daha dengeli ve daha iyi yararlanabilir.

    5- Ekolojik denge kurulduğunda ‘zararlı’ olarak bilinen pek çok canlı konukçu (parazit), avcı (predatör) ve rekabetçi canlılar tarafından baskılanarak zarar eşiği denen mktarlara ulaamaz. Zaten zararlı olara biline canlılar, aslında beslenme zincirinin en altllarında yer alan, doğal oşullard en zayıf olan canlılardır. Bu canlıalar zayıflıklarından dolayı gizlenme, adaptasyon, üreme konusunda kendilerini geliştirmişlerdir.

    Bir böcek meyvenin içine yumurtlayarak yavrusunun sadece besin ihtiyacını karşılamakla kalmaz, aynı zamanda yavrusu için önemli br kotuma sağlamış olur. Bu yumurtaların miktarı çok az olduğunda önemli bir verim kaybı yaşanmaz. Ancak yumurtlama aşaması kaçırılırsa konvansiyonel ilaçlar dahi bunları yok edemez. Yani içinden kurtçuk çıkan bir meyve bol ilaçlanmışta olabilir. Oysa bunları yok edebilecek konukçu ve avcılar zirai ilaçlara bu canlılar dayanıklı değilidir. Dolayısıyla ilk ölen ortadan yok olan canlılar asllında rekabetçileve zararlıları baskı altında tutan doğal düşmanlarıdır.

    Yani kimyasal mücadele önce sorunu derinleştirip, sonra derinleştirdiği soruna çözüm yaratmak adına sorunu sürekli canlı tutan bir süreçten ibarettir.

    6- Kompost, münavebe (ekim nöbeti), yeşil gübreleme gibi yöntemlerle toprak canlılığı ve topraktaki organik madde miktarı arttırılarak organik tarımda başarı şansı hızlandırılabilmektedir. İsrail Çöllerde kompost kullanarak, çöl kumullarını tarım toprağına çevirmeyi başarmıştır. Bu gün Arap ülkelerinde de bu yöntemle çölden tarım toprağı kazanma yönünde çalışmalar bulunmaktadır.

    Dahası varsa sorun yanıtlayayım.

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)

Alaturca Design /// EkoHarita sunucuları %300 Yenilenebilir Enerji Kaynaklarıyla Beslenmektedir. /// Üyelik Sözleşmesi ve Kullanım Koşulları /// Yayın İlkeleri ///

Pin It on Pinterest

Üret, çoğalt, paylaş!

EkoHarita gönüllülerin inisiyatifiyle işleyen sivil bir oluşumdur. Bu oluşumun ve yeni projelerinin devamlılığını desteklemek için sen de destek verebilirsin! Menüde yer alan "🌈ŞİMDİ DESTEK OL!🌱💞" linkine tıklayarak patreon hesabımıza ulaşabilirsin. Doğa yolumuz olsun!

Shares
Araç çubuğuna atla